Köy cocuklarina ..


Insan hep yalnizdir
ve rüzgarin adresi yoktur,
bunu da en iyi yurtsuzlar bilir...

                                      N.Aday


Hic merak ettiniz mi  bilmiyorum ? Köyümüz kurulmadan; yani daha oraya ilk köylülerimiz gelip yerlesmeden önce nasil bir yerdi? Acaba neler vardi simdi köyümüzün oldugu yerlerde? Evet gök belki ayni göktü  , ama ya daglar? “ Yale Gole nasildi acaba? Ya, Hember, Basgund , Navgund ve Golasar...“? Birdenbire gözlerinizin önüne vahsi otlar , mese agaclari ile cevrili yabanil bir sessizlik getirsenize... Rüzgarin bile yalniz ve hüzünlü estigi bir sessizlik...Ama ben, hemen bahari düsünmek istiyorum ; baharin gelisiyle birdenbire yesilligin her tarafi sardigi; kir ciceklerinin nefis koktugu... rengarenk... börtü böcegiyle,kus seslerinin birbirine karistigi  „Kovika rengin“Hele yagmur sonrasi birdenbire kabaran o güzelim toprak kokusu yok mu...!!! Sonra o dag eteklerinden kopup gelen yeralti sulari, hemen hemen orada dogan herkesin avuc avuc ictigi osular... bütün sinirlari asip, O büyük kavusma duygusuyla gidip „ Murad  dan Ferata...oradan da kadim mezopotamya topraklariyla birlesen sular....!Belki de yine bir bahar zamaninda, kisin bembeyaz örtüsünu yerini kar sularina biraktigi bir günde, ilk köylülerimiz buralara geldiler.-Sanirim  ilk komsulari Ermeni halkiydi-?...Önce Sile Feqi ve ailesi mi geldi?...Mala Bori ve digerleri sonra mi? Ama yavas yavas digerleri de geldiler..Yani bana ilginc gelen yüzyillar önce de olsa Kovika gelen herkes göc edip gelmisti... kimbilir hangi nedenle hangi yerlerden...yüreklerine düsürdükleri hasretlerle geldiler. Zaten öyle dememis mi pirka BORE: (Dîya Mala Usuni)


Ez cùme Kovik è beravè
Disom kinc è bira ù bavè
Xwedè vè xeribiyè Ji dilè me bavèje...


Sonra ilk bu topraga ayak basanlar “ buralari.„ mülk edindiler...ektiler bictiler...tas üstüne tas koydular...ve zamanla canlandi hersey...Ve taxa walî , taxa hember, mal a ewe, mal a ewe... Ve cocuklar dogdu... O cocuklar senlendirdiler ortaligi...oyunlari ve gülüsleriyle... (önceleri daha okul mokul- tirki mirki yokmus köyümüzde...soyadlarimiz „Weli ye Sebri ye Mal a Ape Arif „ gibiymis...) ama degistirilen ,yasaklanan adlarimiz -herseye ragmen- bu güne kadar geldi... Kovik unutulmadi! kim takar Oglakciyi...Zaten Oglakciyla tanismamiz ilkin Jandarma Postaliyla olsa gerek..Koviki kuranlarin torunlari simdi bir internet sitesinde onlarin unutulmadigini yaziyorlar...adlari asillari gibi....hicbir nüfüs cüzdaninda gecmeyen... Esmer a Ali Hore gibi Usiv e Hese Mami gibi...Simdi dönüp baktigimizda yüzyillar geride kalmis... sanki bir varmis bir yokmus gibi hersey... isyanlar, savaslar depremler ve göcler ve nice köprünün altindan gecen nice sular....“Dogduklari yerde doyamayanlar“ yasak ve tehlikeli sorular sormayi baska kusaklara birakip; tas basip yüreklerine durmadan uzak sehirlere , uzak ülkelere gittiler... Bir ayriligi bir yoksullugu bir de ölümü ezberlediler... Zenginlige ve rahata kavusanlar bile hep anilarina aittiler...Bazilari simdi bir saraba benzetiyorlar köylerini eskidikce uzaklastikca damaklarindaki tat büyüyormus onlarin...Baska uluslardan baska ülkelerden evlenenleri de oldu coluk cocuga karistilar... yillarca uzak düstüler topraklarina... Ve simdi oralari pek bilmeyen eslerine , sevgililerine büyük bir coskuyla köy anilarini anlatiyorlar...büyük kahkahalar atip... büyük hüzünler duyurarak inanilmaz gelebilir ama krokilerini ciziyorlar köylerinin...naftalin kokan bir sandiktan cikarilan bir mendil gibi... kirik bir ezgi yada cepki calan neseli bir govende benzeyen...ve büyük tiyatro oyuncularina tas cikartircasina nefis taklitlerini yapiyorlar aksamlari ...Balo nun, Xalite Qeranin ve digerlerinin...(Derlerki bir nehir gibiymis ömrümüz hep yurdumuzu ararmisiz...derlerki sevdanin özü birmis ve hep bir gün kavusmayi beklermisiz Ve derlerki vatanimizi cikinimizda tasirken bile yurtsuzluktan vefa cikarmayi da bilmisiz...)


Hasretini icine gömen bir gurbet adaminin bir sürgünün sessiz bir aninda yüzünde beliren hüzün neye isarettir? Ilk cocukluguna ilk gencligine giden yollar nereden gecmistir -babasinin mezari nerededir? - Bu gün pek zor bulunan muhabbeti, mertligi, yardimlasmayi , kosulsuz sevgileri ilk nerede tanimistir...Bir agacin gölgesinde uzanmanin keyfini, tastan su icmeyi, yüksek bir kayanin üzerinden gögsünü rüzgara acmayi ilk nerede yasamistir...gölde yüzmeyi , dügün gecelerinde sevgiliyle elele tutusmayi, dereden balik tutmayi , daglardan mantar toplamayi... ilk ata binmeyi ve ilk esekten düsmenin tadini nereden almistir...Kisin karda yürümeyi ya da kayak yapmayi... sonra kisin dondurucu sogugunda tandir basinda „hevrisk yerken“ ayaklarini isitmayi, o güzelim uykulardan sonra sabah dinc kalkabilmeyi... sonra... uzaktan birbirine bagiran adamlarin „Laaaooo laooo“ diye seslenislerini... Sonbaharda „berî yè gitmeyi“ varsa cobandan bir cay icmeyi..bostanlardan hiyar calmayi, köpekler tarafindan isirilmayi, armut ve elma agaclarina tirmanmayi, yasli adamlarin soba basindaki sohpetlerini dinlemeyi, yaylada kadin kavgasini seyretmeyi ve ve ve...(Ama sakin böyle toz pembe bir tablo , gecmise -sadece- güzelleme yaptigim falan akliniza gelmesin..Köydeki yasamin sosyolojisini ele almak; ayrica sirf köylülügü -köylüleri degil- olumsuzlama ve red etme üzerine de cook sey yazilabilinecegine inaniyorum.) Sunu hemen belirtmek lazim. Karmasik insan iliskileriyle sehirlerde hergun büyüyen memnuyetsizligin köydeki yasama özlemi artirdigini süylemek yanlis olmaz. Yolda yürürken kimseye selam veremedigin , ayni apartmanda oturdugun insanlari dahi tanimadigin, yardima ihtiyac duydugunda yalniz kaldigin, herkesin hesapli kitapli davrandigi medeniyetin besigi denilen sehirler bu gün tam bir insanlik krizi icinde degil mi? Yani sehir ve dolayisiyla kapitalizmle beraber gelen kötülükler anlatilsa buradan köye yol olur herhalde ...Bu yüzden insanlarin köye (dogaya ve sadelige; paylasma ve dayanismaya) olan özlemi bana cok anlasilir geliyor..!!!

Cogumuz öyle veya böyle hep zorunluluklar sonucu ayrildik oralardan ... yoksulluk ya da jandarma korkusunun gölgesinde gecen „olaganüstü“ yillar bize sadece yollari adres olarak gösterdi...Simdi herkeste bir köye dönüs özlemi varsa bu sehirlerdeki o büyük yalnizliktan da kaynaklaniyor...Mutsuzluk olmasa bu kadar büyük te özlem olmazdi! Cünkü hep birgün mutlaka denilen o ertelenmis duyguyu yasiyoruz... Ama sehirlerden kacmak isteyen kisiler icin köyün anlami ; ne yazik ki yazlari tatile gidilen yada yaslaninca belki yerlesirim diye bakilan bir yerden öte bir anlam da tasimiyor, tasiyamiyor...?!! Neden?


Hayatin yoksulluguyla sürüp gittigi cocuklarin dere tepe oynadigi... baharda koyunlarin kuzuladigi... yazin yaylada...yale golede... sevgilinin beklendigi... gece ayisiginda hala govendlerin tutuldugu bir köyümüz var...  Ama kislari analar hala masal anlatirlar mi cocuklarina bilmem? Burda korktugum birseyi hemen süylemeliyim.. Sonbaharda Berî yè gitmeyi cook severim ama berivanlarimizin bu mevsimde köyün koyunlarini sagarken sohpet konularini TV lerdeki Deli yürek ve Kurtlar Vadisinden aliyorlar... maalesef cok aci... Korkarim Tc nin yeni asimilasyon yöntemleri ve televizyonun yozlastirici kültürü heryeri mahvetmeye devam edecek....Son yaslilarimizdan kac kisi kaldigini bir düsünsenize?! Onlar da gidince iyice yalnizlasacak köyümüz...orijinalitemiz iyice kaybolacak... Kovik degil Oglakci olacagiz!!! Peki, Ülkemizde yakilan bosaltilan köylerin acisina bir sey süylemeyecek miyiz? O köyleri özleyenlerin acisi nasil anlatilir ki... Bizim köyümüzü anlatmak belki daha kolay....Oysa bosaltilmis bir köyün yalnizligini, yikilmis bir evin issizligini... kirik pencerelerinden yetim gibi duran bir kac parca esyanin acisi nasil anlatilir ki? Ya, mayina basip sakat kalan kücük bir cobani görünce insan neler hisseder acaba?... Bir yerlerde okumustum, o köylerde yalnizliga havlayan köpekler de varmis. Bir tek köylerini terketmeyen o köpeklermis. Sonra yillardir gidilemiyen köylerde dizboyu yükselen otlarin arasindan cogalan yilanlar da varmis!!!

Yillar önce büyük sehirlerin kenar mahallelerin birinde yasli bir amca tanimistim...Tütününü sararken yikilmis bir duvar gibi bakiyordu bana ...Her derin nefes cekisinde - Ax Welaat ...Ax Welaat!!! diyordu ..Sonra dönüp dediki - Ogul kus kanadi kalem olsa anlatamaz bizim derdimizi...“ Unutmadim...ve hala anlatilamadigini düsünüyorum...ama “aciya alisilmaz birseyler var degistirmemiz gereken önce acilardan baslanacak“ demisti sairin biri...Yillar önceydi unutamadigim bir sey daha var...Bir köy bilgesi: Koviktaki cocuklugumuzun Pirka Naze`si (Ben ona Pirka Ereez derdim. Cok sevimli bir köpegi vardi ismi Erezdi. O yüzden ben ona hep böyle seslenirdim: -pirka ereeez!!!-) Cogumuzun bildigi Pirka Naz bir gün söyle demisti: -Eger derdiniz var da paylasacak , sizi dinleyecek bir kisi bulamiyor musunuz? ...gidin bir su kiyisina oturun... O su.... derdinizin en derinini kederinizin en anlatilamazini büyük bir hürmetle dinler mutlaka !! Hatta... o sudan isterseniz eger, tüm üzüntünüzü ve kederinizi de alip beraberinde götürebilirmis....


<<geri

Tamer Akkoyun

16.10.2004- Berlin