ÜÇ fidan


Bir anne yüregi cirpinislarindaydi zaman. Yanik, tutkulu bir yüregin vuruslarindaydi. Haykirisin cigliklarindaydi zaman.. Sonsuzluga akan ilik ilik irmaklarin yatagiydi yürek... Umut ve öfkenin esiriydi.. Son bir kez daha söylendi "ogul, kargalar gözünü oysun diye salmadim seni daga" Gözlerine bir pusu düstü. Ana yüregine bir hasretti. Gözleri yüce daglarin doruklarinda, elleri koyunundaydi. Iki büklum bir anne, gözleri cukura kaymis, avurtlari ice cekilmis bir Kürt anasiydi. Saclarinda yillarin acilari sinmisti. Bembeyaz bir örgüde, cekilmis zamanlarin dayanilmaz acisi okunurdu. Ogul, sevda nedir ogul. Vurulmusluk nedir. Umut nedir. Hepsini bir bir tükettikleri zaman agardi saclarim. Bir sevdaydi sendeki, delikanliligin sarkisiydi sendeki. Yigitligin desatniydi ogul gözlerinde okudugum. Demek ki vuruldun. Hayir ogul vurduklari zaman, mutlak bir sözcuk döküldü dudaklarinda... Kimdi seni vuran. Belki de yasiyorsundur ogul. Yillar yili oldu görmedigim. Kucaklayamadigim, doyasiya öpemedigim... sicakligina kalbimi gömmedigim.


Uzun uzun bakti yeniden daglara... Orada arar gibiydi. Bir gölge görse gelen odur beklentisinde, yeniden döndü geriye... Eve yönelmisti iki böklüm. Sayikliyordu sözcükleri tane tane... "Kargalar gözünu oysun diye, daga yollamadim seni ogul..." Karabahtina düsmüslügün zamaniydi. O hasretin iki büklümlü dünyasina küskündü. O umut ekip, hayalkirikligini yasiyan bizlerden sadece biriydi. O bir Kürt anasiydi. O gecmisten siyrilip gelen bir sevdaydi. Zamana dayanmayan yürege inen bir sanciydi. O bizlerden herhangi birisinin annesiydi. Ve pustluk ayuka cikmisti. Ihanet kapiya dayanmisti. Düsman güzellesmisti söylemlerinde ihanetin. O bir garip, anne hasretine ilmik atiyordu. Düsman sinsice gülümsüyordu, saklandigi yerde. Düsman ihanetin mimariydi. Kac yil gecese de üstünden, yaralar kanar yeniden. Yaralarine merhem olamadigim. Hani bir yildizdir kayar gökyüzünden bir gece vakti. Hani bir irmaktir cosar kayaliklarinda ülkemin. Hani Zap'tir deli dolu olan. Kimbilir ana rahmine düsenin kerametini. Büyüdükce cikar marifeti güzelligin. Düsüncelere dalandi. Sayiklayandi. Kürdistanin kendisiydi, o.


Yaklasmisti bir kez evine. Usulcacik kapiyi acti ve sandigina yöneldi. Sonra bir bohcadan bir resim cikardi ve öptü. "Lawe min, cigera min, hesreta min... tu li kudere mayi, tu cima deng naki, dile min u birina min kew naki. Berxe min" Sonra o fotografi fistanin icine, yüreginin üstüne koyarak derin uykuya daldi. Disarida deli bir poyraz esiyordu. Ihanetin rüzgariydi ürpertici olan. Savuruyordu zozan. Kar altinda olan "Ne mutlu Türküm diyen" yazi uzaktan okunur hale getiriliyordu. "Heval" Bütün bunlara bir anlam vermeye calisiyordu. Elinde tuttugu yaziyi okurken, utancindan basini kaldiramiyacak sekilde "Biz ne icin kavgayi yillarca verdik. Kimin icindi? Neydi amacimiz..." Bu sorularin gizeminde dogruldu ve uzaktaki yaziyi okurken, "Lanet olsun" diyebildi, sadece... Gökyüzü maviye kesiyordu.


Köyden üç fidan cekildi daga... Biri Ozan, biri Memed, digeri Yilmaz... O kirli savasta vuruldular... Masumdular... Umut vardi, yoksulluk ve kimsesizlik vardi...  Ama onlar masumdu... Onlarin anisana sunulur... Zira kovik topraginda anilari vardi....




Memet

 

 


Ozan

Ozan

 

 

 

 

Yilmaz


<<geri

Weli Sebri