Mektup-IIi

Gözyaşı Sevdası…

 

Seninle karşılaştığım ilk gün ve son gün ağladım. Bir insan niye ağlar? Hiç mi bir anlamı yoktur gözyaşlarının? Oradayken, o Cumartesi günü, binlerce insanın içinden gözlerim seni aradı. Yüzlerce kilometreyi katedip gelmiştin. Beni görmeden nasıl gidecektin?
İşte karşı karşıya geldik aylar sonra. Ağzımı açıp tek kelime bile söyleyemdim. Her şey üstüme üstüme geldi, boğazımı tıkadı. Koca bir adam bir çocuklar gibi sarsıla sarsıla ağlayacaktı birazdan. Ve ağladı. Kim, kim inanacaktı buna? Sen mi?


İnanmıyorum akan gözyaşlarına artık dedin bana. Bir insan niye ağlar? Hiç mi bir anlamı yoktu gözyaşlarının? İnanmadın bana. Gözyaşlarım ırmaklar gibi aksa da inanmayacaktın… İnanmayacaktın yüreği yangınlarla harabeye dönmüş bir insana. Ülkemin olmadığına inanmışımdır hep. Sığınacak yerim yoktu bir sevgili elinin sıcaklığı ya da bir dost evinden başka. Ve şimdi sen de yoksun. Evsiz ve yurtsuzun artık tamamen. O soğuk bakışların çığ olup aktı üstüme o gün. Beni kim kurtaracak o yığınların altından? Kime sığınayım?


Ben kendime ağladım o gün, sana ağladım, ikimize ağladım. Seninle konuştuktan sonra hemen ayrıldım oradan, dayanamdım.. Özgürlük hasretiyle dalgalanan o bayrakların, flamaların altında ben sevdamıza ağladım. Kimseden korkmadan, utanmadım görecekler diye gözyaşlarımı…Sana acılar çektirdim. Bu yüzden kendimi asla affetmeyeceğim. Ama inan o gözyaşlarının yalan olmadığına, inan o sözlere.


Korkularımla başbaşa kalmıştım ayrılmaya karar verdiğimde. Her şey aniden oldu, ben bile anlayamadım. Şaşkındım günlerce. İnan o gözyaşlarına inan, yalan değildionlar. Neden ağlıyorum aklıma hep sen gelince? Neden tutamıyorum kendimi? Eskiden sadece türküler ağlatırdı beni. Şimdi ise sen türküler ağlatıyorsunuz beni.


Günler geçti üzerinden, haftalar, aylar geçti. Ama içimdeki sancı dinmedi bir türlü. Yokum sanki, eksiğim. Artık sadece gözyaşlarından ibaretim. Seninle ilgili ne varsan, benden gözyaşı olup akıyor. Dinmek bilmedi, bitmek bilmedi. Memleket hasretinin üzerine senin hasretin de eklendi. Kim taşıyabilir ki bu ağırlığı?


Durup kente bakıyorum gece yarıları. Uğultularla çalkalanıyor kent, dalıyorum ben de o güzel günlerin ardından kalanlara. Masanın üzerindeki resimlerine ilişiyor gözlerim, yakıp atmadım dediğin gibi.


Ne onları yakıp atmak, ne de seni söküp atmak mümkün oldu yüreğimden…

Mithat, Berlin Mart 2007