ANADIL


Geniş anlamıyla dil, varlıkların duygu ve düşüncelerini, isteklerini doğrudan doğruya veya dolaylı olarak, çevresinde iletişim halinde olduğu varlıklara anlatmaya yarayan bir anlatım aracıdır. Bu özellik bütün canlıların ortak özelliğidir. Hayvanlar ve bitkilerde çıkardığı seslerle veya bir takım davranışlarla çevresindeki varlıklarla iletişim halindedir. Insanoğlu varolduğu günden yakın zamanımıza kadar, iletişimde kullanmak üzere bir takım semboller geliştirmiştir. Bu semboller belirli kurallar çerçevesinde kullanıldığında, duygu ve düşüncelerin iletişim halindeki varlıklara doğru ve eksiksiz iletilmesi konusunda kolaylık sağlamaktadır. Dilin bilimsel bir tanımını yapacak olursak, dil: bir gramer sistemi içinde örgütlenmiş, duygu ve düşünceleri bildirmeye yarayan ses, işaret yada hareketlerin bütünüdür.

 

Dünyada konuşulan dillerde, kullanılan semboller ve sesler toplumdan topluma göre değişken olabilmektedir. Günümüzde 6700 civarında dil konuşulmakta olup, bu dillerin yarısından fazlası yok olma tehlikesi ile karşı karşı yadır. Bu nedenle dillerin korunması için UNESCO tarafından 1999'da, 21 şubat günü 'Anadil Günü' ilan edilmiştir. Amaç, toplumlarda dilsel çoğulculuğu desteklemek, dil öğretiminin geliştirilmesini ve dilsel ve kültürel değerler konusunda bilinçlenmeyi gündemde tutmaktır. Bir dil kaybolunca herkes kaybeder, çünkü bir millet, bir kültür hafızasını kaybeder. Aynı zamanda dünyanın örüldüğü ve dünyayı heyecan verici bir yer yapan resimli hali de kaybolur. Vigdis Finnbogadottir, UNESCO Diller iyi niyet Elçisi, Izlanda Eski Başkanı . Her ne kadar emperyalizmin güdümünde, emperyalizmin işbirlikçisi olan ve BM dolayısı ile UNESCO'nun kararı ile Anadil Günü olarak ilan edilen bu gün mevcut yönetimler tarafından asimilasyona tabi tutulan dili, kültürü, dolayısı ile kimliği yok sayılan halklar için varolma mücadelesi açısından, önem kazanmaktadır.

 

Dillerin yok olmasındaki en büyük etkenler, kökü 19. yüzyıl sömürgeciliğine ve milliyetçilik hareketlerine giden, ulus-devlet modellerinin bu konuda duyarlı olmayan devlet politikaları ve gelişen teknolojinin doğru kullanılmamasıdır. Anadil kültürlerin yegane sözcüsüdür. Kültürleri anlamlı kılan anadildir. Bireylerin kişiliklerinin ve kimliklerinin oluşmasında belirleyici olan etken anadildir. Anadilde eğitimin çocukların kişilik gelişimi ve başarısı için belirleyici bir öneme sahip olduğu bir gerçektir. Bireyler öğrenimini aldıkları dil ile geçmiş ile gelecek arasında bağ kurarak, kültürlerinin gelişimine katkı sağlarlar. Anadil olmadan geçmişten günümüze kadar süregelen kültürlerin yaşaması, sonraki nesillere doğru ve anlamlı bir şekilde aktarılması mümkün değildir. Tek dilli, tek kültürlü ulus-devlet modellerinin ortaya çıkması ile var olan diğer diller yasaklanmış ve yok sayılmıştır. Batı ülkelerinde oluşturulmaya çalışılan ulus-devletlerde, resmi dillerin dışında kalan diğer diller yok dilmistir. Dolayısı ile farklı diler ve kültürler yok edilmiştir. Bunun en güzel örneği, yerli halkların kıyımları üzerine kurulan, Amerika Birleşik Devletleri'dir.

 

Türkiye'de de bir çok dilin konuşulmasına karşın, bazı diller yıllarca yasaklanmış, bu dillerin gelişimine engel olunmuştur. Bunların başında, Kürt'çe gelmektedir. AB yasaları çerçevesinde yapılan yasal düzenlemelerin ne kadar yeterli olduğu konusu, hala Türkiye ve AB'nin gündeminde yerini almaktadır. Lakin Türkçede kısır bir döngü içersine girmiş bulunmaktadır. Bilim ve teknolojinin gelişimi, yeni türetilen kavramlar karşında, yeni kelimelerin oluşturulması ve bu kelimelerin halk arasında kullanılmasında sıkıntılar yaşanmaktadır. Küreselleşmenin etkisiyle ekonomik, toplumsal ve kültürel etkileşimlerinin sınır tanımadan hayatımıza girmesiyle, Türkçe de darbe almaktadır.

 

Günümüzde ise insanlık tarihi ile ilgili araştırmalar yapılmakta olup, bu amaçla milyar dolarlara varacak değerlerde paralar harcanmaktadır. Geçmiş dönemlerdeki medeniyetler ile ilgili araştırmalar yapılmakta, bu anlamda medeniyetlerin varlığının düşünüldüğü bölgelerde kazılar yapılarak, o medeniyetler ile ilgili bilgiler elde edilmeye çalışılmaktadır. Bu bilgileri en doğru biçimde verecek olan eserler o dönemlere ait yazılı belgelerdir. Buradan dilin tarihteki önemini anlamak mümkündür. Görüleceği üzere burada bir çelişkinin varlığından bahsedebiliriz. Bir yandan var olan dilleri ve kültürleri yok sayan, diğer yandan tarihte yaşamış medeniyetler hakkında araştırmalar yapan bir zihniyet. Günümüzde var olan dilleri, kültürleri yok etmek için ellerinden geleni esirgemeyen bu zihniyet, neden aynı zamanda geçmiş tarihi araştırmakla meşgul olmaktadır? Irkçıklık, şovenizm ve milliyetçilik gibi duygu ve düşüncelerden uzak, insan olmanın bilinci ile farklı dillerin ve kültürlerin varlığı kabullenmeli, bunların yaşatılması için çaba sarf edilmelidir. Ötekiler varolduğu sürece yaşam anlam kazanacaktır.

 


Yücel GÜLERGÜL

kapat