Ulusal Kimlik üzerine..


Sol hareketlerin güçlendiği yıllarda, ulusal kurtuluş savaşlarına karşı bir ön sevgi egemendi. Ulusal devlet fikri, her ulusun kendi devletini kurma hakkı olduğu, tartışma götürmez bir gerçekti. Türklerin ulusal devletlerini kurmaları olumlu bir adım olarak görülmekte, ulusal bir devlet kurmayi olumlu ve ilerici bir adım olarak ele alınıyordu. (Türk ulusal devletini eleştiri yapilmaktan kaçınılmaktadir.) Sorun ortadoğu coğrafyasında Kürt devleti olunca herşey değişmekte. Ulusal devletlerin kuruluş süreçlerinin büyük barbarlıklarla dolu olduğu, ulusal devleti kuran ulusal kimlik, kendi kişiliğini ve devletini kendisine dahil olmayanların imhası üzerine oturtmuştur. Ulusal devletlerin ve bu nedenlede bu tür yıkıcılıkların kaçınılmaz olduğu ileriye sürülmekte.

 

Bu tür eleştiriler ortadoğu coğrafyasında değişimin kaçınılmaz olduğu bir dönemde gündeme gelmekte. Insanların hangi ulus, din, dil grubunda olursa olsunlar, bir arada yaşamalarının toplumsal modelleri üzerinde düşünmeli, buna uygun sosyal örgütlenmelere gidilmeli. Barış içinde bir arada yaşama imkanları yaratılmaya çaba sarf edilmeli. Her ulusal devletlerin kuruluş süreçleri, tarihte tanık olduğumuz Türk ulusal devleti kuruluş süreci gibi, büyük barbarlıklarla dolu değil. Bu anlamda dostlarımızın Kürt ulusal devletin kuruluş sürecinde yıkıcı eleştirilerden uzak durmaları daha iyi olur. (Sovyetlerin dağılmasıyla ulusal devletlerin oluşum sürecinde) Türk ulusal kimliği tarihi sayfasina gecikmeli olarak gündeme gelmiştir. Bazı yazarlarca, türk ulusal kimliği osmanlılarda sürekli aşağılanmaya bir tepki olarak doğmuştur deniliyor osmanlı devleti çok uluslu, kozmopolit karaktere sahip. Bu çok uluslu karakterini korumak için, yönetici ulus mensupları kendi ulusal kimliklerine açıktan sahip çıkmadılar. Daima tüm ulusları bağrında toplayabilecek entegre ideoloji olarak savundular. Osmanlılar kendilerini özellikle Batılılar tarafından Türk denmesinden hiç bir zaman hoşlanmazlardı. Osmanlı tarihinde Türk olmak aşağılanmakla eş anlamlıydı (Ziya Gökalp). Kaba, cahil, anlayışsız, akılsız anlamında sıkca bir hakaret olarak kullanılırdı.

 

Osmanlılarda Türk düşmanlığının ve aşağılanmasının önemli nedenleri vardı. Anadolu türk beylikler 1402 yılındaki savaşta Osmanlılara ihanet ederek, Timur un saflarında yer almışlardır ve böylece Osmanlıların yenilgisine yol açmışlardır. Osmanlılarda Anadolu Türküne karşı güvensizlik duygusu gelişmiştir. Osmanlı Medreselerinde Türkleri aşağılayan ve onları hayvanlarla eşdeğer gören Arap-islam eserleri eğitim sisteminin temelini oluşturuyordu. Alevi-Türkmen ayaklanmaları v.s. Türkçü yazarlar islamın bu olumsuz yanına dikkat çekerler. 8. yüzyıldan bu yana Arap ve Acem kültürü, türk kültürünü ve türk düşüncesiyle birlikte tarihini ortadan kaldırdı. Arap dünyasının altına düşmesiyle benliğinı kayıp etmesi. Mustafa Kemal bu konuda şöyle der Biz milliyet düşüncelerini uygulamakta çok gecikmiş çok ihmalcılık yapmış bir Milletiz. Özellikle biz milletimiz, milliyetini bilmemezlikten gelmesinin çok acı cezalarını gördü. Anladıkki kabahatimiz kendimizi unutmaklığımızmış. 19. yüzyıl Osmanlıların Balkan ve Kafkasya ayaklanmaları ve bünyesindeki azınlıkların büyük bir kısmını kaybedince, Türkleşme fikirleri ön pilana çıktı. Özellikle 1912 sonrası yeniden mantar biter gibi birbiri peşi sıra Türkçü dernekleri kuruldu. Büyük Turan düşüncesi hayata geçirilmeye çalışıldı. Bugünkü Türkiye Cumhuriyeti devletine yönelik eleştirilere genel olarak bütün sol eğilimlerinin Cumhuriyet türk ulusunun, burjuva demokratik devrimler sürecinde, kendi ulusal devletinı kurma yolunda atılmış olumlu bir adımdır.

 

Bazı arkadaşlarımız, Türk kurtuluş savaşını yanlış değerlendirmekte. Kurtuluş savaşı emperyalızme, kendisini parçalamak isteyen yabancı güçlere karşı verildiğinin iddasıni savunulur. Oysa eldeki mevcut kaynaklar bile eleştirisel bir bakış gösterecektirki, Kurtuluş savaşı işgalcılara değil, azınlıklara karşı bir savaştır. Türk milleti mücadelesinin taşıyıcıları olan Müdafa-i Hukuk derneklerin kuruluşlarında ve alınan kararlarda bu durum açıkca görülmektedir. Kurtuluş savaşının önderleri, hareketin itilaf devletlerine karşı verildiği havasının yaratılmaması için büyük bir çaba harcanmıştır. Atatürk inglizlere açıktan tavır alınmasına karşı çıkar. Gecikmeli olarak ortaya cikan ulusal kimlikler, birarada yasamalarinin toplumsal temelleri insa edilmemise, zorunlu olarak ulusal devlete dogru yol alir. Her ulusal kimlik ulusal devletle sonuclanmaz. O günkü objektiv sartlara baglidir.


Ali Qemer

kapat