Kemalizm

Kemalizm sol hareketler tarafından hep solda değerlendirildi, sempati ile bakıldı. Kemalizmin gerçek yüzü hep gizlendi. Kemalizm, Emperyalizmin işgali altındaki bir Ülkenin devrimci-Milliyetcilerin bir Milli kurtuluş bayrağıdır, Kemalizmin özü emperya-lizme karşı tavır alıştır.


Kemalizm, küçük burjuvazinin en sol en radikal kesiminin Milliyetcilik tabanında anti emperyalist bir tavır alışıdır. Bu sorunun bu şekilde tespit edilmesi ittifaklar Politikası açısından son derece önemlidir. Kemalizmi askeri-sivil aydın zümrenin sol kanadının, emperyalizme karşı, Milliyetcilik tabanında takındıkları, Millı Kurtuluşcu politik tutum olarak değerlendirildi. Evet sol hareketlerin Kemalizmi değerlendirmeleri böyle. Ne garipki 12 mart ve 12 eylül Kemalist askeri darbeler (faşist) yaşanmasına rağmen, sol hareketlerin Kemalizm Politik değerlendirmelerinde bir değişiklik olmadı. Tüm demokratik yapılanmalar, sendikalar, sivil toplum örgütleri lav edildi. Muhalefet Zındanları dolup taştı, işkenceler başını alıp gitti, idamlar, sokak ortasında insanların kurşuna dizılmesi günlük yaşam biçimi oldu. Türkiyede askeri darbeler Kemalizmin iç yüzünü göstermekte, Kemalizm askeri darbelerle kendini tanımlamakta, kapalı yüzünü açığa çıkarmasıdır.

 

Kemalizm yanlızca hakim sınıfların resmi ideolojisi olmakla kalmıyor, o aynı zamanda T.C. devletininde radikal dönüşümler gerçekleştirme, bir devrim gerçekleştirme iddasıyla ortaya çıkan sol akımlarda bütün tarih boyunca etkilemiş hala da etkiliyor. Kemalist diktatörlük tarafından baskı altında tutulmasına ve ezilmesine rağmen onun kuyrugu oldu. Cumhuriyet, kendisini bir arınma bir temizleme olarak anlamaktadır. Kurtuluş Savaşın bir „yoktan varolma” olduğu, yeni bir doğum olduğu ilkokul sıralarından itibaren beyinlere işlenir. Cumhuriyetin bu denli abartılmasında daha öncesinin unutulmak istenmesi. Bu unutma arzusu, özel olarak yapılan eylemin korkunçluğudur. Genel olarak o dönemin bir daha dönülmek istenmeyen bir kabusa denk düşmesidir.

 

Cumhuriyet garip bir çelişkiyi beraberinde taşımaktadır. Kendisini son derece yeni, „başka” olarak sunmakta, Osmanlıların zıttı hatta onun karşıtı olarak anlamaktadır. Bir kopuştur sözkonusu olan ve buna son derece vurgu yapılır. Bilinç düzeyinde kopuşun gerçekleşmesi için her türlü tedbir alınmıştır. Yazı dili, kılık kıyafet de dahil toplumun her alanı bu kopuş mantığıyla yeniden düzenlenmiştir. Oysa gerçek durum bunun aksidir. Cumhuriyet önder kadrolar başta olmak üzere, yeni devlet eskisinin devamıdır. Onun bir çok özelliği devam ettirilmektedir.

 

Kurtuluş Savaşı Ermeni, Rum ve Kürtlere karşı verilmiş bir iç savaştır. Dünyayı ve Türkiyeyi açıklamada kullanılan modeller, düşünce yapılari bu sorunun tartışılmasıyla alt üst olabilir. Türk kurtuluş savaşının kendisi hakkındaki en büyük iddası emperyalizme, kendisini parçalamak isteyen yabancı güçlere karşı verilmiş olduğudur oysa eldeki mevcut kaynaklara bile eleştirisel bir bakış gösterecekti. Kurtuluş savaşı işgalcilere karşı değil, azınlıklara karşı bir savaştı.

 

Türk Milli mücadelesinin taşıyıcıları olan Müdafa-i Hukuk derneklerinin kuruluşunda ve alınan kararlarda bu durum açıkca görülmekte. Trabzon Muhafazai Hukuku Milliye Cemiyetinin aldığı kararlar başında azınlıklara karşı silahla karşı konulması maddesi yer almaktadır. Mustafa Kemal de 8 temmuz 1919 tarihli askerlikten istifa mektubunda, kurtuluş savaşının kime karşı örgütlendiğini açıkca dile getirmektedir: Mübarek Vatanı ve Milleti Parçalamak tehlikesinden kurtarmak Yunan ve Ermeni amaline kurban etmemek için açılan milli mücadele uğruna milletle beraber serbest suretle çalışmaya resmi ve askeri sıfatına artık mani olmaya başladı. Hareketin, itilaf devletlerine karşı verildiği havasının yaratılmaması için özel bir çaba harcanmıştır. Bir emperyalist devletin mandası altında yaşamak fikri tüm bir dönem boyunca önemli bir seçenek olarak sürekli var olmuştur. Hatta bu doğrultuda özellikle Amerikalıları kazanabilmek için yoğun çabalar harcanmıştır.

 

Kuvayi Milliye Ruhu

Türk ulusal kimliğinin kıvanç duyduğumuz, kendisiyle övündüğümüz yanlarından biriside elbette bize bu bağımsızlığı sağlıyan Kuvayi Milliye birliklerinin örgütlenmiş olmamızdır. Her Ulus kendisinin bağımsızlığını sağlıyan ilk birlikleri idealleştirir, göklere çıkarır. Kuvayi Milliye ruhu 1968 anti emperyalist kimliğinin de sembolüdür. 1971 Askeri darbesi sonrası, THKO ve THKP-C gibi silahlı mücadele yürüten örgütler, yaptıkları savunmada, verdikleri savaşın ikinci kurtuluş savaşı, kendlerininde ikinci Kuvayi Milliye olduklarını söylemişlerdir. Benzeri görüşleri 1980 darbesi sonrasındada merkezi olarak savunanlar olmuştur.

 

Fakat bu birliklerin kimlerden ve nasıl oluştuklarına özellikle azınlıkların katliamı açısından yaklşıldığında ortaya çıkan tablo tek kelimeyle şok yaratmaktadır. Katliamların (Ermeni, Rum, Kürt) tartışılmasından kaçılmasının önemli sebeplerinden birisi budur. Kuvai Milliye birliklerinin önemli bir kısmı Ermeni katliamlarını düzenleyen kişilerce kurlmuştur. Kırımı düzenleyen Teşkilat-i Mahsusu üyeleri Kuvayi Milliye birliklerin Çekirdeğini oluştutmuştur. Bu Çeteler ulusal direniş hareketinin ilk evresinde, düzenli ordu güçsüzken önemli bir rol oynadılar. bunların çoğu Rumların ve Ermenilerin katliamlardaki rollerinden ötürü aranan saklanmış eski ittihat ve Terakki Cemiyeti fedaileri ve Teşkilat-i Mahsusa ajanları tarafından eğitiliyordu. Kuvayi Milliye, bunlar ağırlıklı olarak dağda gezen Eşkiyalardan, asker kaçaklarından, adaletten kaçan suçlulardan, hapishanelerden çıkarılan Mahkumlardan, soyguna meraklı Maceraperestlerden oluştukları belirtilir. Halkla ilgileri yoktur. Halkı korkutmuş, yıldırmış, soymuş halka kötü muamele etmişler. Her yerde terör havası estirmişler.

 

Bu ittihatcı kadrolar kurtuluş savaşın örgütlenmesinden önemli görevler almışlardır. Özellikle silahlı hareketin örgütlenmesinde önemli rol oynayan karakol örgütü Talat Paşa tarafından kurulmuştur. Bu örgütün en önemli kaynağı, Ermeni katliamını düzenleyen, Teşkilat-i Mahsusu dur.

 

Görüldüğü gibi kemalist devletin kuruluş temelinde bir halkın katledilmesinin öyküsü yatmaktadır. Kemalist kadrolar Teşkilat-i Mahsusi ve ittihatcı katillerden oluşmaktadır. Bunlarin katliamlari Cumhuriyetin kuruluşundan sonraki dönemde devam etmektedir. Çok garibki kurtuluş savaşında kendilerine büyük destek sunan Kürtler, Lozanda Türkiye Cumhuriyeti tanınıp sınırları tescil edildikten sonra herşey tersine döndü. Kürtler yok sayıldı. Kürt dili, kültürü, insan isimleri yasaklandı ve kemalist katliamlar kürt bölgelerinde toplu kiyimlarla yogunlasti.

Ali Qemer, 2006