Hamidiye alayları ve Kürtler I

Hamidiye alayların oluşturulması Osmanlı İmparatorluğun sonlarına denk düşmekte. Osmanlı imparatorluğun dağılmaya yüz tuttuğunda, Kürdistandaki aşiretlerin güçleriden yararlanma düşüncesi öne çıktı. Bazı çevreler Hamidiye alayların oluşturulmasını resmi tarihte ordu reformları çerçeve sinde ele almakta ve imparatorluğu asker sorununa çözüm getirmek amacıyla oluşturdukları ileri sürülmektedir. Aslında bu alaylar güvenlik kurmak amacıyla ve Abdülhamit despotizmin önemli dayanaklarında bir tanedir. 19. yüzyılın sonlarına doğru imparatorlukta büyük kopuşlar olmakta, asker bulma sorunu son derece ciddi boyutlar kazanmıştır.

 

Abdülhamit bu sorunu şöyle dile getirmektedir. Osmanlı devleti, askeri kuvvetlerini bir kaç yer müstesna olmak üzere Anadolu ahalisinden, daha doğrusu 4 veya 5 Milyon içinden almaktaydı. Bu hal pek az devam ederse, askeri ihtiyaçlarımızı asla karşılamıyan bir nüfus askerlık sikleti altında büsbütün ezilip, hükümetin her hususta dayanağı olan islam unsuru, başka sebeplere hacet kalmaksızın yanlız bu sebeple mahv olarak harp halinde, devlet asker bulamayacaktır. Abdülhamit döneminde hıristiyanların asker olmaları yolunda bazı girişimler oluyor, fakat İslam öğesi çok ağır bastığı için, sonuç başarısız oluyor. Son bir çare olarak Kurdistandaki aşiretlerden asker alınma yoluna gidildi. Burada hatırlatmakta yarar var. Türkiye Cumhuriyetinin kuruluş evresinde, yok olmayla karşı karşı olduğu bir dönemde, kendilerine dost Kürtleri seçmiş ve Kürtlerle ittifak sağlanmış omuz omuza mücadele verilmiş ve sonrası malum.

 

Kürtler bu döneme kadar kısmende olsa bağımsız yaşıyorlardı, düzenli ordu disiplini yoktu. Hedef bunları sivil milis birlikler biçimde örgütlemek ve aynı zamanda devletin bölgede merkezi gücünü artırarak Kürt feodal önderliği merkeze bağlamak için bir çözümdü. 1890 Kasım ayı ortalarında, Hamidiye olarak adlandırılan, özel özel Kürt alaylarının kurulmasına ilişkin bir padişah fermanı yayınlanır. Kürtlerin Babi Ali ye karşı ayaklanmadıkları, RusKafkas sınırındaki bölgelerinden oluşturuldu. Bu birliklerin oluşturulmasıyla, Kürtler arasınada bir nifak tohumu ekilmiş oldu. Babi Aliye de yana olan aşiretler ve Babi Aliye karşı sürekli direnmeyi hedef almış isyan eden Alevi Kürt aşiretleri. Hamidiye alayların kurulmasından hedef resmi tarihin ifadesiyle, Doğu Anadoluda asayişin bozulmasına sebep olan aşiretler inzibat altına alınmış olacak ve Ermeniler tarafından çıkarılması ihtimal dahilinde olan uygunsuz hareketlerde kolaylıkla önlenebilecekti.

 

Kurulan birliklerin örgütleniş şekillerinden ve yaptıklarından bu ikinci amacın daha belirgin olduğunu anlıyoruz. Sultan Abdülhamit, kendi adıyla anılan alayların kurmasında gerçek amacı, Anadoluda kendi iktidarı için tehlikeli gördükleri, Alevi aşiretleri ve Ermeni halk hareketlerini kontrol altına alıp, yok etmekti. Hamidiye alayları, aşiret yapıları esas alınarak örgütlendirdiler. Her alayın başına aşiret reisleri belli bir maaşla, rütbe ve nizam verilmek süretiyle komutan tayin edildiler. Alay haline getirilen aşiretler vergiden muaf tutuldular.

 

Hamidiye alaylar büyük ölçüde Ermeni köylerine baskın, soygun ve talan işleriyle meşgul oldular. Hatta geçimlerini büyük ölçüde bu yağmalarda elde ettikleriyle sağladılar. Sadece üst hizmetlerde bulunanlar maaş alıyorlardı. Kendilerine sadece silah ve cephane verilen birlikler, Osmanlılarla barışık olmayan, Alevi aşiretler ve Ermenilerin sırtından geçimlerini sağlamak zorundalardı. 1892 – 94 yılları arasında, Kürdistanda süngülenen, kurşuna dizilen, ipe çekilen, sakat bırakılan Ermenilerin sayısını tesbit etmek imkansız gibidir. Örgütlenmiş soygun ve legalleştirilmiş ölümden söz etmek hiçde abartma olmıyacaktır.

 

Hamidiye alayların saldırılarına uğrayanlar sadece Ermeniler değildi, yörenin diğer azınlıklarıda benzeri uygulamalara maruz kalıyordu. İstanbula baskın, yağma ve talanları anlatan şikayetler had safaya ulaştı. Fakat yapılan şikayet hiç bir sonuç vermiyordu. Üstelik şikayet edenler çeşitli hakaret ve işkencelere maruz kalıyorlardı. Bu alayların sivil halka yaptığı saldırılar o boyutlara ulaşmıştıki sonuçta bazı bölgelerde ayaklanmalar oldu.

Ali Qemer, 2007