Nazi AlmanyasInIn Başkenti, Berlin...

Berlin’in en karanlık dönemi, 3. imparatorluğun başkenti olduğu 1933 – 1945 arası dönemdir. Dönemin bizim konumuz açısından en önemli özelliklerine aşağıda kısaca değiniyoruz:

 

- Düşük gelirli kesimden sağladığı siyasal desteği daha da geliştirmek amacıyla iktidar, kiracı haklarını korumuş ve kısmen geliştirmiştir.

 

- Fakat bu amaçla taban tabana çelişen bir siyaset de uygulanmıştır: Örneğin Nazi taraftarlarının hakim olamadığı “Kızıl Wedding „, Schöneberg ve Kreuzberg gibi mahallelerde (muhtemelen 1970’li yılların Türkiyesinde büyük kentlerde Bozkurt’ların “Kurtarılmış Bölge„ olgusuna kaynak oluşturan) para militer yön-temlerle “bölgesel temizlik„ lere girilmiş ve kiracı hakları bir yana en temel insan hakları ayak altına alınmıştır. (yaralama, öldürme, toplama kamplarına sevkiyat)

 

- Konut sıkıntısının bilincinde olan Naziler, üretime ağırlık vermişler ve 1930’lu yıllarda yaklaşık 100.000 yeni konut üretmişlerdir.

 

- Temel mimarlık ve şehircilik anlayışı, form dilini klasisizme dayanarak geliştiren anıtsal yaklaşımlardır. Bu anlayış özellikle devleti simgeleyen resmi binaların aşırı büyük boyutlarda tutularak, bireylerin kendilerini bu yapılar ve dolayısıyla iktidar karşısında oldukça küçük, önemsiz hissetmelerini desteklemektedir.

 

- Nitekim o dönemde gerek gerçekleştirilen projeler (1936 Olimpiyat Stadı ve yapıları –ki bu yapılaşma için özel metro istasyonu bile yapılmıştır-, hükümet merkezi olan Wilhelmstraße, Fehrbelliner Platz) kökü klasisizme dayanan yapı-lardır.

 

Bu “en büyük olma„ kompleksinin doruk noktasını, aslında mimar olmak isteyen Hitler’in birçok hayalini gerçekleştiren Baş Mimar Albert Speer’in 1937 yılında planladığı, Berlin kentini “Germania„ adı altında, en azından tüm Avrupa ve Batı Asya’ya hakim olması hedeflenen Nazi İmparatorluğu’un başkenti olarak geliştirmeyi amaçlayan projedir. Projenin ana fikri, Berlin’in merkezinde, güney-kuzey yönünde, milyonlarca asker ve sivil genci yürüterek gövde gösterileri yapmasına olanak sağlayan devasa bir aks açarak, bunun kuzey ucunda yer alan, içine 350.000 kişinin sığdığı, merkezi kubbeli devasa bir kapalı salon yapmaktı. Temelinde “alt ırklar mensubu„ ve de Nazi ideoloji-sine karşı çıkan “parazit„ grupları iş kölesi olarak sömürmeye dayanan nazi ekonomisi, kaynak önceliklerini savaş hazırlıklarına ve savaş sanayisine tanıdığı için, “Germania” projesi sade-ce kağıt üzerinde kalmıştır.

 

Nazi iktidarının kent gelişimi açısından en önemli hedeflerinden biri de, Berlin’deki yapılaşmanın büyük bir kısmını oluşturan yoğun yapı bloğu sistemini “kiracı kışlalarını„ Hobrecht’i ortadan kaldırmak ve yıkım yöntemiyle yerleşim yoğunluğunu oldukça azaltmaktır. Bu süreçte, zorla boşaltılan Yahudi konutları, yıkım alanlarında yaşayan kesimin konut gereksinmesini, geçici olarak giderme amacıyla kullanılacaktı. Bu yıkım yöntemine gerekçe olarak her ne kadar “daha sağlıklı yaşam koşulları gerçekleştirmek„ gösterilse de, komünist nüvelerin ortadan kaldırılması ve iktidara bağlı, denetlenebilir büyüklükte, aileye dayalı komşuluk üniteleri oluşturmak gerçek ideolojik ve siyasal nedenlerdi.


2. Dünya Savaşı Berlin’i büyük ölçüde bir harabeler kenti haline getirmiş, Berlin’de mevcut 245.000 binanın savaş sonunda yaklaşık beşte biri kurtarılamaz hale gelmiştir. Böylece Hitler’in “Hiçbir kent tamamen harap olmadan düşmana bırakılmayacak“ ifadesi, 1945 yılında, Hamburg ve Leipzig yanında Berlin’de de hüzünlü bir gerçeğe dönüşmüş oldu.

Binaların yıkılmasına ve büyük hasar görmesine karşın, oldukça kapasiteli olarak inşa edilmiş olan kentsel teknik alt yapı (su, gaz, kanalizasyon, yol ve raylı sistemler) büyük ölçüde işler haldedir ki, bu da 50’li yıllarda gerçekleştirilen onarım döneminde önemli bir “sermaye„ oluşturmaktadır.

Ali Qemer